Glüten İntoleransımız Yok, Glifosat İntoleransımız Var*

Bir süredir glüten, glifosat, tarım kimyasalları, gıda egemenliği konularında insanların hassas ve meraklı olduğunu görünce bir ucundan da biz tutalım, bu konuda yazılmış bir haberi çevirelim ve tartışmaya açalım dedik. 

4 Eylül tarihinde yayınlanan ve 2013 yılında yayınlanmış bir makalenin özeti olan bu haberin yorumsuz çevirisini sizlerle paylaşıyoruz.
İyi okumalar. 

 

_98953748_sprayingmeterenafp7aug17

 

Araştırmalar glüten intoleransından ve yaygınlaşan çölyak hastalığından Roundup ot zehirlerini sorumlu tutuyor.

Araştırmacılar, yaklaşık 300 çalışmanın toplu-analizinde, “Çölyak hastalığı ve daha genel anlamda glüten intoleransı dünya çapında büyümekte olan bir mesele. Kuzey Amerika ve Avrupa’da ise bu durum özellikle ciddi boyutlarda, nüfusun %5’i çölyak hastası,” diye yazıyor.

Burada, Roundup ot zehirlerinde aktif bir içerik olan glifosatın çölyak hastalığının yaygınlaşmasındaki en büyük sebeplerden biri olduğunu savunuyoruz,” diye ekliyorlar.

Araştırma 2013 yılında Interdisciplinary Toxicology dergisinde yayınlandığından beri Mother Earth News ve The Healthy Home Economist dışında hiçbir medya kuruluşu tarafından önemsenmedi.

Şimdilerde ise, glifosat meselesi dikkatleri üzerine çekmeye başladı: 280 milyon dolarlık bir kanser davasında zanlı addedildi ve Dünya Sağlık Organizasyonu ile Kaliforniya eyaleti tarafından kanserojen olarak sınıflandırıldı. Artık bu kimyasalın çölyak hastalığındaki rolüne de bakma vaktimiz gelmiş olabilir:

Çalışmanın yazarları Anthony Samsel (EPA’e arsenik kirliliği konusunda ve Birleşik Devletler Sahil Güvenliğe kimyasal tehlike konusunda danışmanlık yapmış olan bağımsız bir bilim insanı) ve Stephanie Seneff’a (MIT’de kıdemli araştırmacı bilim insanı) göre; sözümona “glüten intoleransının” ve çölyak hastalığının belirtileri, glifosata maruz bırakılan laboratuvar hayvanlarının gösterdiği belirtilere şaşırtıcı derecede benziyor.

Samsel ve Seneff, glifosatın balıkların sindirim sistemine olan etkisini inceleyen, yakın zamanda düzenlenmiş bir araştırmayı örnek gösteriyor. Glifosat sindirim enzimlerinin ve bakterilerinin sayısını azaltıyor, mukozal kıvrımları bozuyor, bağırsak duvarlarındaki mikrovillüs yapısını yok ediyor ve musin salgılanımını arttırıyor.

Bu özellikler çölyak hastalığını büyük ölçüde hatırlatır nitelikte,” diye yazıyor Samsel ve Seneff.

Buna ek olarak, glifosatın zirai kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte glüten intoleransı ve çölyak hastalığı teşhisi konan insanların sayısı da gitgide arttı, özellikle 1980lerde başlayıp 1990larda bir rutin hâline gelmiş olan bir uygulamayla: Hasadın hemen öncesinde tahılları ot zehrinin içine batırmak.

22-768x436

Bazıları çölyak hastalığındaki artışı sadece tanı araçlarındaki gelişmeye bağlıyor olsa da (bu durumun 2000 yılı civarında yaşandığını grafikte görebilirsiniz), yakın zamanda gerçekleşen bir araştırma durumun bununla sınırlı kalmadığını gösteriyor.

2009 yılında araştırmacılar 1948-1954 döneminde temin edilen donmuş bağışıklık serumundaki glüten antikorlarını incelediler ve bunları günümüz insanlarından alınan örneklerle karşılaştırdılar. Genç nesilde çölyak hastalığının dört kat artmış olduğu gözlemlendi.

Ek kanıt olarak araştırmacılar şunları sunuyor:

Çölyak hastalığının, glisofatın bağırsak bakterilerine olan etkisi ile açıklanabilen bir bakteri dengesizliği ile bağlantılı olduğu görülüyor.”

Çölyak hastalığı p-450 enzimlerindeki bozukluk ile yakından ilişkili. Glifosatın sitokrom p-450 enzimlerine ket vurduğu biliniyor.”

Demir, kobalt, molibden, bakır ve diğer nadir metallerin çölyak hastalığı ile ilişkilendirilen eksikliği, glifosatın bu elementleri kıskaçlama özelliğine dayandırılabilir.”

Triptofan, tirosin, metionin ve selenometionin aminoasitlerinin çölyak hastalığı ile ilişkilendirilen eksikliği, glifosatın bu aminoasitleri tüketiyor oluşu ile eşleşiyor.”

Çölyak hastalarının glifosata maruz kalmakla ilişkilendirilen non-hodgkin lenfoma hastalığına yakalanma riski de diğer insanlara göre daha fazla.”

En Batılı ülkelerde rastlanan hon-hodgkin lenfoma vakaları son birkaç on yılda ciddi ölçüde arttı. Amerikan Kanser Topluluğu tarafından yayınlanan istatistikler, glifosatın pazara ilk kez giriş yaptığı 1970lerde bu hastalıkta görülen %80’lik bir artışa işaret ediyor.”

Çölyak hastalarında rastlanan kısırlık, düşük yapma ve doğum kusurları gibi üreme sistemi bozuklukları, glifosata dayandırılabilir.”

Tahıllar, şeker ya da diğer mahsullerdeki glifosat kalıntıları, hasadın hemen öncesinde mahsul kurutma uygulamasının yaygınlaşması nedeniyle gitgide artıyor. Gizli kapaklı yapılan, yasal olmayan bu uygulama 1990lardan bu yana konvansiyonel tarımda düzenli olarak gerçekleşen bir pratiğe dönüştü.

İronik bir biçimde, bu uygulama verimliliği mahsulleri yok ederek arttırıyor. Bitkiler ölmeden hemen önce, türlerini devam ettirebilmek adına tohumlarını salmaya başlıyorlar:

Bitki can verirken tohuma kaçar. Son bir can havliyle, tohumunu bırakır,” diye açıklıyor Seneff, The Healthy Home Economist’te.

Kıssadan hisse: Glifosatsız beslenmemiz gerekiyor, glütensiz değil. Bu da organik beslenmek anlamına geliyor, özellikle de konu tahıllar ve bu tahılları yiyen hayvanlar olduğunda. Tabii, bağırsaklarınız iyileşene dek bir süre glütensiz beslenmeniz de iyi olabilir.

*Çeviri desteği için Cemre Kontacı’ya teşekkür ederiz. 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s